MAZLUMDER - Kırklareli Gaziosmanpaşa Yabancı Kabul ve Barınma Merkezinde Yaşanan Olayların Ve Kampın Genel Değerlendirme Raporu

madde14 sitesinden
Jaakpaat (mesaj | katkılar) tarafından oluşturulmuş 08:58, 27 Nisan 2016 tarihli sürüm (1 revizyon içe aktarıldı)
(fark) ← Önceki hâli | En güncel hâli (fark) | Sonraki hâli → (fark)
Şuraya atla: kullan, ara

İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği (Mazlum-Der) tarafından hazırlanan ve 1 Temmuz 2008 tarihinde yayınlanan "Kırklareli Gaziosmanpaşa Yabancı Kabul ve Barınma Merkezinde Yaşanan Olayların Ve Kampın Genel Değerlendirme Raporunun" tam metnini aşağıda bulabilirsiniz.


1. AMAÇ ve YÖNTEM

İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği (MAZLUMDER), 17 yıldır Dünya ve Türkiye’deki her türlü hak ihlalinin teşhisi, teş­hiri ve önlenmesi için mücadele eden bir insan hakları kuruluşudur.

Her yıl, yüzbinlerce insan, ülkelerindeki sosyo-ekonomik problemler, siyasi çalkantılar, iç çatışmalar, olumsuz yaşam koşulları ve benzeri sebeplerle ülkelerini terk etmekte ve yaşam koşullarının nispeten daha iyi durumda olduğunu düşündükleri başka ülkelere yasal olmayan yollarla girmeye çalışmaktadır. Hayatlarına mâlolabilecek risklerle dolu bu sürecin sonunda insanlar, sığındıkları ülkelerde; uluslararası hukukî düzenlemelerdeki eksiklikler ve yanlışlıklar sebebiyle pek çok hak ihlali ile karşılaşmaktadırlar.

Bu bağlamda; gerek Türkiye’yi transit ülke olarak kullanmak isteyen, gerekse yasadışı yollarla Türkiye’ye yerleşmeye çalışırken yakalananlardan, uluslararası mevzuat veya iç mevzuata göre mülteci statüsü verilmesi mümkün olmayan ve bu nedenle ülkelerine iade edilmeyi bekleyenler ve ayrıca yasal statüleri kesinleşmemiş olanlar, Türkiye’nin çeşitli yerlerinde bulunan barınma kamplarında tutulmaktadırlar.

11 Haziran 2008 tarihinde, Türkiye’nin en büyük barınma kamplarından biri olan Kırklareli Gaziosmanpaşa Yabancı Kabul ve Barındırma Merkezi, bir kişinin ölümü ile neticelenen bir olayla ülke gündemine girmiş; insan hakları örgütleri, medya ve resmi kurumlar olayla ilgili farklı açıklamalar yapmışlardır. Mazlumder, konuyu tüm gerçekliği ile ortaya koymak ve kamuoyu ile paylaşmak adına kampı ziyaret etmiş, Sığınmacılarkamp yöneticileri ve mülki amirlerle konuyu görüşerek bu raporu hazırlamıştır.

Bu çalışmanın amacı; kampta meydana gelen ve bir kişinin ölümü ile sonuçlanan olay ve burada kalan sığınmacıların yaşam koşulları hakkında kamuoyunu bilgilendirmektir. Araştırmada, Hak İhlalleri Komitesi üyelerinden Mehmet GÜMÜŞ, Av. Yasin DİVRAK Av. Nurettin BOZKURT ve Taner AYAZ görevlendirilmiştir.


Bu araştırma çerçevesinde;

· Hüseyin Avni Coş (Kırklareli Valisi)
· Mustafa Kaçar (Kamp Emniyet Müdürü)
Özcan Özgüven (Olayda yaralanan polis memuru)
· Ve Kampta Kalan sığınmacılar İle Görüşülmüş,
· Konuyla ilgili olarak medyada çıkan haberler taranmış, Mülteci mevzuatı incelenip,
· Raporu hazırlayan heyetin görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.




2. ULUSLARARASI MEVZUAT VE TÜRKİYE MEVZUATI ÇERÇEVESİNDE

TEMEL TANIMLAR
a. Mülteci

Mülteci, vatandaşı olduğu ülkede vuku bulan siyasi olaylar sebebiyle, bu ülkeyi iradesi ile veya zorla terk etmiş, yeni bir devletin vatandaşlığına geçmemiş ve herhangi bir devletin diplomatik koruması altında bulunmayan veya bu korumadan faydalanmak istemeyen kimsedir” şeklinde tanımlanabilir.

Türkiye Cumhuriyeti tarafından 29 Ağustos 1961 tarih ve 359 sayılı kanunla onaylanan, 1951 Mültecilerin hukuki durumuna dair Cenevre Sözleşmesi’nin 1.A.2 maddesinde mülteci kavramı şöyle tanımlanmaktadır:

1 Ocak 1951’den önce meydana gelen olaylar sonucunda ve ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşünceleri yüzünden, zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korktuğu için, vatandaşı olduğu ülkenin dışında bulunan ve bu ülkenin korumasından yararlanamayan, ya da söz konusu korku nedeniyle, yararlanmak istemeyen, yahut tabiiyeti yoksa ve bu tür olaylar sonucu önceden yaşadığı ikamet ülkesinin dışında bulunan, oraya dönemeyen veya söz konusu korku nedeniyle dönmek istemeyen her şahsa uygulanacaktır. Birden fazla tabiiyeti olan bir kişi hakkındaki vatandaşı olduğu ülke ifadesi, tabiiyetini haiz olduğu ülkelerden her birini kasteder ve bir kişi, haklı bir sebebe dayalı bir korku olmaksızın, vatandaşı olduğu ülkelerden birinin korumasından yararlanmıyorsa, vatandaşı olduğu ülkenin korumasından mahrum sayılmayacaktır.
Akabinde 1.B.1.a maddesinde “İşbu Sözleşme'nin amaçları bakımından kısım A, Madde 1.deki “1 Ocak 1951’ den önce meydana gelen olaylar ifadesi” ya,
(a) 1 Ocak 1951’den önce Avrupa'da meydana gelen olaylar veya
(b) 1 Ocak 1951’den önce Avrupa'da veya başka bir yerde meydana gelen olaylar anlamında anlaşılacak… Demekle tanımın sadece 1 Ocak 1951’den önce Avrupa da meydana gelen olaylarla sınırlanmadığı, yukarıdaki tanımda yer alan durumlardan birisine maruz kalan herkesin taraf devletlerce mülteci statüsünde kabul edileceği vurgulanmıştır.

Bu tanım 1951 tarihli Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin Sözleşme’de yer alan ve uluslararası düzeyde kabul görmüş bir tanımdır. Ancak bu tanım, daha sonra çeşitli bölgesel anlaşmalarla aşağıda görüleceği gibi genişletilmiştir. Ülkesinin korumasından yararlanamayan veya yararlanmak istemeyen mülteci için uluslararası koruma sağlanmaktadır. Bu çerçevede düzenleme getiren 1951 sözleşmesi ve diğer mülteciler için oluşturulan mevzuat, mültecileri güvenlik altına almayı hedefler. Sözleşmeye taraf olan ülkeler ve bunun için kurulmuş mekanizmalar, ayrımcılığa uğramamalarını, din özgürlüklerini, sözleşmeye taraf devletlerin sınırlarındaki mahkemelere özgürce erişimlerini, çalışma haklarını, barınma haklarını, eğitim haklarını, kamu yardımı alma haklarını, sınırlar içinde hareket özgürlüğünü, ülkesine geri gönderilmeme garantisini mülteciye taahhüt eder.

Türkiye, bu sözleşmenin hazırlayıcı ve ilk imzacılarından biridir. Ancak Türkiye aynı zamanda, bu sözleşmeye coğrafya çekincesi koymuştur. Özellikle siyasi gerekçelerle, doğu komşularından gelen insanları mülteci olarak kabul etmemektedir. Bu çekinceye göre Türkiye, sadece Avrupa ülkelerinin birinden gelen insanları mülteci olarak kabul etmektedir. Diğer ülkelerden gelen insanlar Türkiye’nin siyasi çekinceleri nedeniyle mülteci sıfatı kazanamamaktadır. Bu nedenle 1994 tarihli yönetmeliğe göre Avrupalı mülteciler Türkiye Devleti’ne başvurmak zorundayken, Afrikalı ve Asyalı mülteciler Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’ne (BMMYK) başvurmak durumunda kalmaktadırlar. Buna karşın Türkiye bu güne kadar hiçbir Avrupalı mülteciye 1951 Cenevre Sözleşmesi uyarınca mülteci statüsü tanımış değildir.

BMMYK, mültecilerin sığındıkları ülkede korunmalarını sağlamak ve ülkeye bu amaç için elinden geldiği kadar yardımcı olmakla görevlendirilmiştir. BMMYK uluslar üstü bir örgüt değildir (ve bunu istememektedir). Bu yüzden devletin sağlaması gereken koruma görevini üstlenemez. BMMYK’nin asli görevi, devletlerin mültecileri ve sığınma talebinde bulunanları koruma yükümlülüklerinin farkında olmalarını ve bu yükümlülükler uyarınca davranmalarını sağlanmaktır.Mülteciler, uluslararası koruma altına alınırlar; çalışma, barınma, sağlık, eğitim, hareket özgürlüğü gibi hakları korunması altında olduğu mekanizma tarafından temin edilir.

İç mevzuatımız açısından ise Yönetmeliğin tanımlar başlıklı 3. Maddesinin 2 fıkrasında Mülteci kavramı:

“Avrupa'da meydana gelen olaylar sebebiyle ırkı, dini, milliyeti, belirli bir toplumsal gruba üyeliği veya siyasi düşünceleri nedeniyle takibata uğrayacağından haklı olarak korktuğu için, vatandaşı olduğu ülke dışında bulunan ve vatandaşı olduğu ülkenin himayesinden istifade edemeyen veya korkudan dolayı istifade etmek istemeyen ya da uyruğu yoksa ve önceden ikamet ettiği ülke dışında bulunuyorsa oraya dönmeyen veya korkusundan dolayı dönmek istemeyen yabancıyı…” ifade edeceği belirtilmiştir. Yine yönetmelikte 1951 Mültecilerin hukuki durumuna dair Cenevre Sözleşmesi tanımı saklı tutulmakla söz konusu tanıma uyan herkesin Türkiye Cumhuriyeti açısından mülteci sayılacağı vurgulanmıştır.


Gerek taraf olduğumuz ulusal üstü sözleşmeler, gerek iç mevzuatımız açısından:
· Ülkelerinde vuku bulan siyasi olaylar sebebi ile kendi iradesiyle veya zorla ülkeyi terk etmiş,
· Bunun neticesinde takibata uğrayacağı korkusu ile ülkesi dışında bir ülkenin himayesine sığınmış,
· Herhangi bir ülkenin diplomatik himayesi altında bulunmayan
· İltica ettiği ülkede geçici kalan Yabancı kişiler mülteci olarak tanımlanabilecektir.
Mültecilerin hakları
Sözleşmenin 17. Maddesinde, sözleşmede “daha müsait hükümler saklı kalarak, her akit devlet mültecilere, genel olarak yabancılara tanınan rejimi bahşedeceklerdir” diyerek mülteciyi yabancı ile eşit ve sözleşmede mülteciler hakkında var olan daha müsait hükümleri saklı tutmuştur. Hatta sözleşmenin 17,1 maddesinde; “Akit Devletler, ülkelerinde muntazam surette ikamet eden her mülteciye, ücretli bir meslekte çalışmak hakkı bakımından, aynı şartlar içinde yabancı bir memleketin vatandaşına bahşedilen en müsait muameleyi bahşederler” demekte ve bunun şartları olarak da; iltica edilen ülkede üç yıl ikamet etmiş olma veya iltica edilen memleket vatandaşı ile devam eden evlilik içinde bulunma ya da evlilikten çocuk sahibi olmak olarak sayılmıştır.
Yine sözleşme gereğince yabancılara tanınan şartlar dairesinde mültecilere gayrimenkul sahibi olma hakkı da taraf devletlerce tanınacaktır. Mültecinin geldiği ülke vatandaşının kişiliği, malları ve aleyhine uygulayacak istisnai yaptırımlar sırf bu ülke vatandaşı olduğu için mülteciye uygulanamayacaktır.

Mülteciler dini vecibelerini yerine getirme ve çocuklarına dini eğitim verme, temel eğitimi alma hakkı açısından en az vatandaşın sahip olduğu haklara sahip olup her mülteci, bulunduğu devlet mahkemelerine başvurabileceği gibi adli yardım talebinde bulunabilecektir.


b. Göçmenler
Göçmen, çeşitli nedenlerle, bulunduğu ülkeden başka bir ülkeye yerleşmek amacı ile giden kişiler için kullanılan bir kavramdır. Ancak göçmenlik kavramı ve göçmek kabulü her ülkenin siyasi ve sosyal politikalarına göre şekillenmektedir.
Günümüzde Avrupa ülkeleri, Kanada, ABD gibi ülkeler genelde iş gücü amaçlı göçmen kabulü politikası izlemektedirler. Ülkemiz açısından bakıldığında ise göçmen kabulünde temel kıstas olarak, Türk soyundan gelme ve Türk kültürüne bağlılık esas alınmıştır. Nitekim İskân Kanunu’nun, tanımlar başlıklı 3. Maddesinde ‘Göçmen’; “Türk soyundan ve Türk kültürüne bağlı olup, yerleşmek amacıyla tek başına veya toplu halde Türkiye'ye gelip bu Kanun gereğince kabul olunanlardır” şeklinde tanımlanmıştır.Türk mevzuatı açısından bakıldığında

· Türkiye’ ye yerleşmek amacı ile gelmek,
· Türk soyundan olmak,
· Türk kültürüne bağlı olmak,
Göçmen olarak vasıflandırılmak ve kabul edilmek için temel şart olarak kabul edilmiştir.
Türkiye’ye göçmen olarak kabul edilmelerine karar verilenler, vatandaşlık beyannamesini imzalayarak göçmen kâğıdı aldıkları tarihten itibaren Türk vatandaşı gibi işlem göreceklerdir


c. Sığınmacı
Sığınmacı, muhtemel sığınma ülkesi tarafından sığınma talebi veya başvurusu henüz nihai karara bağlanmamış kişidir. Sığınmacı, mülteci statüsü almak için başvurmuş ve kararı bekleyen kişiye verilen addır. Sığınma, sığınmacıya, sığınma ülkesi sınırları içerisinde kalma izni ve insani standartlarda muamele görme hakkını verir.

İç mevzuatımızda ise, Yönetmeliğin tanımlar başlıklı 3. Maddesinin 3. Fıkrasında ‘Sığınmacı’nın;
Irkı, dini, milliyeti, belirli bir toplumsal gruba üyeliği veya siyasi düşünceleri nedeniyle takibata uğrayacağından haklı olarak korktuğu için, vatandaşı olduğu ülke dışında bulunan, vatandaşı olduğu ülkenin himayesinden istifade edemeyen, veya korkudan dolayı istifade etmek istemeyen ya da uyruğu yoksa ve önceden ikamet ettiği ülke dışında bulunuyorsa oraya dönmeyen veya korkusundan dolayı dönmek istemeyen yabancıyı, ifade edeceği düzenlenmiştir.
28 Temmuz 1951 tarihli Sığınanların Statüsüne ilişkin sözleşmenin 1.A.2. maddesinde sığınan ifadesinin; 1 Ocak 1951 tarihinden önceki olaylar sonucu olarak ve ırk, din, uyrukluk, belli bir toplumsal guruptan olma, siyasal görüşlerinden ötürü gerçek bir zulüm korkusuyla uyruğunda olduğu ülkeden ayrılan ve bu ülkenin korunmasından yararlanamayan ya da böyle bir korkudan ötürü istemeyenler ya da uyrukluğu bulunmayan ve daha önce oturageldiği ülkenin dışında bulunup da bu ülkeye geri dönme olanağından yoksun olan ya da dönmek istemeyenler… için kullanılacağı ifade edilmiştir. Sözleşmenin B.1.a.ve b bentlerinde bu kavramın sadece “1 Ocak 1951 tarihinden önce Avrupa'da olan olaylar” sonucu sığınanlar için değil, benzer başka olaylar nedeni ile sığınanlar için de kullanılacağı belirtilmiştir.
Sığınmacıların hakları
28 Temmuz 1951 tarihli Sığınanların Hukuki Statüsüne İlişkin Sözleşme gereğince sığınan kimselerin kişisel statüsü, sürekli oturduğu ülkenin yasalarına ya da sürekli oturduğu yer yoksa bulunduğu ülkenin yasalarına göre belirlenir.

Yönetmeliğin 6. maddesi gereğince Türkiye'ye iltica eden veya başka bir ülkeye iltica etmek üzere Türkiye'den ikamet izni talep eden münferit yabancıların talepleri, 1951 tarihli Mültecilerin Hukuki Durumuna Dair Cenevre Sözleşmesi ile Mültecilerin Hukuki Statüsüne ilişkin 31 Ocak 1967 tarihli Protokol ve bu Yönetmelik gereğince İçişleri Bakanlığı'nca karara bağlanır. İçişleri Bakanlığı, karar verme yetkisini uygun göreceği hallerde valiliklere devredebilmektedir.

İçişleri bakanlığı veya Valilik tarafından sığınma talebi kabul edilmeyen yabancı, bu karara karşı 15 gün içerisinde isterse ilgili valiliğe itiraz edebilmektedir.


Sığınanların Hukuki Statüsüne İlişkin Sözleşme gereğince;

Sığınan bir kimsenin, özellikle evlilik, temel eğitim, mahkemelere başvurma, toplumsal güvenlik, sosyal destek ve yardım, kazanılmış haklar, dini vecibelerini yaşama hakkı gibi daha önce kazandığı veya kişisel statüsüne bağlı temel hakları bakımından, vatandaşa sağlanan haklardan yararlanır.

Sözleşmeci Devletler, sığınan kimselere taşınır ve taşınmaz malların mülkiyet, kiralama, çalışma hakkı, kendi işini kurma, bulunduğu yeri değiştirme hakkı bakımından olabildiğince elverişli olanaklar sağlamak zorunda olup, bu haklar bakımından da genel olarak aynı durumda bulunan yabancılara tanınan haklar tanınır.

Hiçbir Sözleşmeci Devlet, sığınan bir kimseyi ne yolla olursa olsun, ırkı, dini, uyruğu, özel bir toplumsal grup üyeliği ya da siyasal görüşünden ötürü yaşam ve özgürlüğünün tehdit altında bulunduğu ülkelere sınırdışı edemez veya geri veremez. Sözleşmeci Devletler, bu tür sığınanlara başka bir ülkeye kabul edilebilmeleri için yeterli bir süre tanımak ve gerekli kolaylıkları sağlamak zorundadırlar

Yine, yaşam ve özgürlüğünün tehdit altında bulunduğu bir ülkeden doğrudan gelerek ülkelerine izinsiz giren ve bulunan sığınan kimselere, kendilerini, gecikmeksizin resmi makamlara tanıtmaları ve yasadışı giriş ya da bulunmaları için haklı gerekçeler göstermeleri halinde, yasadışı giriş ya da bulunmalarından ötürü ceza uygulanamayacaktır.

Sözleşmeci Devletler, ülkelerinde yasal olarak bulunan, sığınmacı bir kimseyi, ulusal güvenlik ya da kamu düzeni gerekçeleri dışında sınırdışı edemez. Böyle bir sığınmacının sınırdışı edilmesi, ancak uygun yasal işlemler uyarınca alınmış bir karar üzerinde olur.

Anılan Yönetmelik gereğince, sınırdışı kararlarına karşı on beş gün içinde İçişleri Bakanlığı'na müracaat edilerek itiraz edilebilir.


d. Ülkesinde yerinden edilen kişi
Ülkesinde yerinden edilen kişi; silahlı çatışmalar, genel şiddet halleri, insan hakları ihlalleri, doğal veya insan ürünü felaketlerin etkilerinin sonucu gibi nedenlerle kendi ülkesi içerisinde yer değiştiren kişilerdir. Resmi olarak mülteci kabul edilmedikleri için, hukuki statü olarak mültecilere tanınan uluslararası kurallardan yararlanamazlar.


e. Vatansız
Hiçbir ülkenin hukuku altında vatandaş olarak kabul edilmeyen kişidir. Dünya üzerindeki göç hareketi sırasında devletlerin kendi hukuk kuralları arasında fiilen bu duruma düşen insanlar için kullanılan bir tanımlamadır.


KIRKLARELİ GAZİOSMANPAŞA YABANCI KABUL VE BARINDIRMA MERKEZİNİN KURULUŞ AMACI VE YASAL STATÜSÜ

Bu kamp, 1989 yılında Bulgaristan’da zulme maruz kalan ve göçe zorlanan Türk asıllı Bulgaristan vatandaşlarının, Türkiye’ye sığındıklarında, barınma ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla inşa edilmiştir. Bu nedenle, burası bir kısıtlama ya da gözetim altında tutma amacından öte, her türlü ihtiyacın karşılanabileceği bir yaşam alanı olarak tasarlanmış, daha sonraki dönemlerde ise Yugoslavya’dan ve Bosna savaşından kaçıp gelen insanların barındırılma merkezi olarak kullanılmıştır.

Burada kalan insanların ayrılmasından sonra, 2006 yılından itibaren bu kamp, ülkede bulunan ve hukuki bir statüsü olmadığı için kalması mümkün olmayan ve sınır dışı edilmeyi bekleyen insanların barındırılması amacıyla kullanılmaya başlanmıştır. 300 dönümlük bir arazi üzerine kurulmuş olan kamp, 300 kişilik kapasiteye sahiptir. Şu an ise sayı sürekli değişmekle birlikte, 180 civarında insan burada barındırılmaktadır.

Etrafı tel örgü ile çevrili kampın güvenliği polislerce sağlanmakta olup, insanlar kamp içerisinde herhangi bir kısıtlamaya tabi tutulmaksızın, kampın genel kuralları çerçevesinde serbest hareket edebilme imkânına sahiptirler. Burada bulunan insanlar haftanın belirli günlerinde polis nezaretinde çarşıya çıkabilmekte ve ihtiyaçlarını karşılayabilmektedirler.

Kamp sakinleri herhangi bir suça karışmış insanlar olmadığı için burada tutulmaları da herhangi bir cezai müeyyide amacı taşımamaktadır. Ancak hukuki durumları belli olmadığı ya da kendi ülkelerine iade edilmeyi bekledikleri için, Türkiye içerisinde serbest dolaşım imkânına sahip değillerdir. Bu nedenle bazı kısıtlayıcı tedbirlere başvurularak gözetim altında tutulmaktadırlar.

Kamp bu amaçla kurulmuş Türkiye’nin en büyük kampı niteliğindedir. Türkiye’nin hemen her yerinden benzer durumda olan insanlar buraya getirilmektedir. Sığınma başvuruları kabul edilenler statülerine uygun olarak salıverilmekte, bu talepleri kabul görmeyenler ve yasal olarak sığınma başvurusu imkânı olmayanlar ülkelerine gönderilinceye kadar burada tutulmaya devam edilmektedir.







BİR SIĞINMACININ ÖLÜMÜ İLE SONUÇLANAN OLAY
Kırklareli Valisi, Kamp Müdürü ve olayın tanığı olan insanlarca, Türkiye A Milli Futbol Takımının, Euro 2008 Avrupa Futbol Şampiyonası kapsamında İsviçre ile karşılaşacağı müsabakanın gerçekleşeceği 11 Haziran 2008 tarihinde, akşam saatlerinde, gazino olarak tabir edilen ve burada kalan insanların televizyon izlemek amacıyla toplandığı bölümde saat 23.30 civarlarında bağrışmalar duyulduğu ve bir kargaşa meydana geldiği, bunun üzerine güvenlik kameralarından olayı gören polis memurlarından ikisinin, olay mahalline vardıklarında, içeride bulunanlardan bazılarının ışıkları söndürerek polis memurlarını etkisiz hale getirip polislerin silahlarını gasp ettikleri ifade edilmiştir.

Yine bu ifadeler çerçevesinde, içeride bulunan polis memurlarının yanlarındaki biber gazını sıkarak kendilerini kurtardıkları ve dışarıya çıkarak kapıyı içerde bulunanların üzerlerine kilitledikleri, bunun üzerine, içeridekilerin etrafı yakmaya ve sağa sola ateş etmeye başladıkları, içeride bulunan kamp sakinlerinin ise dumandan dolayı pencereleri kırmak durumunda kaldıkları, olayda ölen şahsın polislerden aldığı tabancalardan birinin kurşununun bitmesi neticesinde diğer silahla dışarı çıkıp polislere doğru ateş ederek telefon kulübesinin üzerinden çatıya çıkmaya çalıştığı esnada polislerce başından vurularak öldürülmek durumunda kalındığı aktarılmıştır.

Resmi yetkililer, görgü tanıkları ve olay esnasında gazinoda bulunan insanlar tarafından olayların bu şekilde geliştiğini beyan edilmiştir. Ancak olaylara karıştığı şüphesi ile gözlem altında tutulan insanlarla bu konu savcılığa intikal etmiş olduğundan görüşme imkânı olmamıştır.

Olaylara karıştığı iddia edilen insanların neden böyle bir eyleme girişmiş oldukları, onları bunu yapmaya iten nedenlerin neler olduğunun tespiti mümkün olamamıştır. Yaşanan olayların objektif bir şekilde ortaya konulabilmesi ancak ölen insanla birlikte hareket eden ve olay esnasında bacağından yaralanan kişi ve olayların içerisinde yer aldığı iddia edilen diğer kişilerle yapılacak görüşme neticesinde tespit edilebilecektir.

Polisin öncelikli görevinin yaşam hakkını korumak olduğu unutulmadan, bu insanın öldürülmeden etkisiz hale getirilme imkânın olup olmadığı ciddi bir biçimde araştırılmalıdır.

Yukarda belirttiğimiz sebeplerden ötürü bu rapordaki amacımız, bu olaydan hareketle burada bulunan insanların genel problemlerini değerlendirmektir. Aksi ispat oluncaya kadar, olayların bu şekilde geliştiğinin kabulü ile soruşturma aşamasının ve olayın takipçisi olacağımızı belirtiriz.







5. KAMPTA KALAN MÜLTECİLERİN GENEL PROBLEMLERİ
Kampta kalan sığınmacılar genel olarak resmi işlemlerinin gecikmesinden veya sürecin yavaş işlemesinden şikâyetçidirler. İşlemlerin hızlı olmasını ve bir an önce durumlarının belli olmasını istemektedirler. Kampın genel durumunun iyi olduğu, ancak burada yemeklerin biraz daha iyileştirilmesi gerektiğini ifade etmektedirler. Hasta olanlar diğerleri ile aynı menüden yemek durumundadır. Örneğin böbrek hastası bir sığınmacının şebeke suyunu içmemesi gerekmektedir ancak şartlar uygun olmadığından buna mecbur kalmaktadır. Perhizi olan bir hasta şartlar uygun olmadığından diğer sığınmacıların yediklerini yemek zorundadır.

Kampta kalanlara düzenli olarak sağlık hizmeti verilmekte, bir doktor periyodik, bir hemşire ise daimi olarak sığınmacılara hizmet vermektedir.

Evli olanlar ve aynı aileden olanlar ayrı koğuşlarda kalmak istememelerine rağmen bir arada kalma imkânı verilmemektedir.

Kamp müdürü elindeki imkânların ve personelinin az olduğunu ve takviye yapılması durumunda buradaki şartların kısa sürede daha da iyileştirileceğini beyan etmektedir.

Sığınmacıların bir diğer problemi ise giyecek konusunda yaşadıkları sıkıntıdır. Özellikle hanımlar için giysi temininin zor olduğu ifade edilmiştir.


6. HEYETİMİZİN YAPTIĞI GÖRÜŞMELER
Kırklareli Valisi Hüseyin Avni COŞ İle Görüşme 13.06.2008
Yapılan görüşmede Sayın COŞ şunları ifade etmiştir:
Burası Türkiye’ye yasa dışı yolla gelen ya da burada bulunduğu süre içerisinde hukuki durumları nedeniyle Türkiye’de kalması yasa dışı hale gelen insanların tutulduğu yerdir. Burada bulunan insanların bir kısmı Türkiye’ye çalışmak için gelen, bir kısmı ise Türkiye’yi geçiş olarak kullanan, ancak hiçbir şekilde kendi ülkelerine dönmek istemeyen insanlardır.

Bu insanların geldikleri ülkelerin bir kısmının Türkiye’de dış temsilciliği dahi olmadığı için ve başka nedenlerle kendi ülkelerine gönderilme işlemleri sonuçlanıncaya kadar bu insanlar burada tutulmaktadırlar. Bu insanlar burada kaldıkları müddetçe tüm ihtiyaçları karşılanmaktadır. Hatta burada doğumu gerçekleştirilen kadınlar, kendi imkânlarımızla sünnet ettirdiğimiz çocuklar olmuştur. Bu insanların bir kısmı buradan kaçıp irtibatlı oldukları kişiler vasıtasıyla özellikle İstanbul’da yasa dışı yollardan da olsa çalışmak istiyorlar.

Burada daha önceleri Somali’den gelen insanlar vardı. Bakanlıkla yapılan görüşmeler neticesinde, gösterecekleri adreslerde kalmak şartıyla serbest bırakıldılar. Ancak daha sonra hiçbirini gösterdikleri adreslerde bulamadık. Bizim kendi başımıza bu insanlarla ilgili işlem yapma yetkimiz yok. İşlem yapabilmemiz, Bakanlığın talimatına bağlıdır. Bazıları buradan kaçabilmek için kargaşa ortamı yaratıp, toplu isyan çıkarmak istiyorlar. Buradaki insanların bir kısmı iyi niyetimizi istismar ediyor. Çok küçük şeyleri bahane ederek isyan çıkarmaya çalışıyorlar. Daha önce de kendi yataklarını yaktıkları olmuştu. Ancak şu ana kadar fiziki bir sataşma olmamıştı.

Milli maçın olduğu gün televizyon odasında gürültü patırtı olmuş, memurlar ne olduğuna bakmaya gittiklerinde ışıkları söndürmüşler ve üzerlerine atlayıp silahlarını almışlar. Bunun üzerine polisler kendilerini dışarı atarak kapıyı üzerlerine kilitlemişler. İçeride yatakları yakıp aldıkları silahla ateş etmeye başlamışlar. Olayların sonunda ölecek olan şahıs, elinde silahla dışarı çıkmış. Telefon kulübesine tırmanarak kaçmaya çalışmış. İhtara rağmen durmayınca vurulmuştur.

Kampta yaklaşık 180 kişi kalmaktadır. Bunlardan sadece 10–15’i bu olaya karışmıştır. Olayda iki de polis memuru yarandı. Bu polislerden biri 15 gün iş göremez raporu aldı.


Kamp Müdürü Mustafa KAÇAR İle Görüşme 13.06.2008 Yapılan görüşmede Sayın KAÇAR şunları ifade etmiştir:

Ben 4 ayrı dil biliyorum. Bu insanlarla iletişimi bu yolla sağlıyorum. Buradaki birçok insan beni babası gibi görüyor. İnsanlarla çok sağlıklı bir iletişimimiz var.

Olayın olduğu gece burada değildim. Ankara’da bir seminerde idim. Olayı duyunca derhal uçağa binip geldim.

Bir ay evvelinden basında bizimle ilgili işkence iddiaları vardı. Ben bu olaylara çok üzüldüm. Bu haberleri yapanlar buraya gelip buradaki ortamı görmeyen insanlardır. Biz bu haberlerin bir kısmını dikkate dahi almıyoruz. Sadece gülüp geçiyoruz. Çünkü bizim içimiz rahat. Bu haberler Somalili grubun burada kaldığı dönemde çıktı. Somalili grup 8 ay kadar burada kaldı ve kaldıkları dönemde kampı harap etti.

Ben onların burada olduğu dönemde, onlar çocuklarını çok erken yaşta sünnet ettirdiklerinden 4 çocuğa sünnet düğünü yaptım. Buradaki STK’larla kurduğum ilişkiler neticesinde bu konuda onlardan da destek aldık. Bir arkadaşım pasta yaptı getirdi. Vali Bey’i de davet ettik. Oda gelip hediyeler verdi. Biz burada bir aile ortamı oluşturmaya çalışıyoruz. Burada hemen her türlü standart var. Haftada üç gün sıcak su var. Her gün öğleden sonra doktor gelip sağlık sorunu olanları muayene ediyor. Ayrıca kampta sürekli bulunan bir hemşire var.

Ben buraya gelen insanları diğer insanlarla birlikte aynı yere koymadan önce herhangi bir bulaşıcı hastalık ihtimaline karşı 15 gün ayrı bir yerde tutuyorum. Buraya gelen insanların psikolojik durumları çok kötü oluyor. Bu nedenle bu insanlara benim kanaatimce psikolojik destek verilmelidir. Burada şu an 179 kişi kalmakta. Bunların ikisi çocuk, yedisi de bayan. Bu bayanları erkeklerden ayrı bir bölümde barındırıyoruz.

Ölen şahıs buraya geldiğinde, önce Filistinliyim dedi. Daha sonra Suriyeli olduğunu söyledi, fakat sonra Suriyeli olmadığı ortaya çıktı. Daha sonra ben İngiliz vatandaşıyım dedi. İngiliz konsolosluğu ile görüşüldü. İngiliz konsolosluğu bu kişinin kendi vatandaşları olmadığını söyledi. Bu şahıs buraya Kocaeli’nden gelmişti. Bana kendisinin Müslümanlığı seçmesi nedeniyle İngiltere’nin kendisini aforoz ettiğini, vatandaşlıktan çıkardığını söyledi.

Buraya geldiğinde Kâbe’ye gitmek istiyordu ve bunu sürekli tekrarlıyordu. Bana bir gün: “Sen Müslüman değil misin?” diye sordu. Ben de kendisine Müslüman olduğumu, ancak benim görevimin buradaki insanların ihtiyaçlarını karşılamak olduğunu söyledim. Bu şahıs içeride kendisine müstakil oda yapmaya kalkıştı. Bu vesile ile insanları etrafında toplamaya çalışıyordu. Ben buna müsaade etmedim. Hiç kimsenin bir ayrıcalığa sahip olmadığını ve herkesin dört kişilik odalarda kalması gerektiğini söyledim. Benden bazı kitaplar istedi. Ben de bu işle uğraşan bir arkadaşımla irtibata geçerek kitapları temin ettim. Buraya İngilizce Kuran-ı Kerim getirttim.

Bu olayın olduğu yer gazino. Orada kampta kalanlar televizyon izliyorlar. Olay günü kampta kalanlar maç izliyorlardı. Bizde burasını sürekli güvenlik kamerasından takip ediyoruz. İçeride bir kargaşa çıkıyor. Kargaşa çıkınca ne olduğuna bakmak için polisler gazinoya gidiyorlar. İçeridekiler ışıkları söndürüp üzerlerine atlıyorlar ve silahlarını alıyorlar. Daha sonra üçüncü bir polis memuru biber gazı ile gazinoya gidiyor. Bu esnada polisler kendilerini kurtarıp dışarı atlıyorlar ve kapıyı üzerlerine kilitliyorlar. Daha sonra içeride bulunan her şeyi ateşe veriyorlar.

Bu vatandaş güçlü bir fiziğe sahip olduğu için içerideki diğer insanları hırpalayarak isyana teşvik ediyor. Bu sırada polisler ek destek istiyorlar. Ben Ankara’dan olaya karışmayan insanları yavaş yavaş tahliye edin talimatı verdim. Çıkarılanların arkadaki boş bloklara yerleştirilmesini söyledim. Bu sırada dumandan boğulan insanlar camları kırıyorlar. Ölen kişi aldığı silahlardan biri ile sağa sola ateş ediyor. Kapının metallerini cam sanarak onlara da ateş ediyor. Bu bir şekilde planladığı şeyin gerçekleşmeyeceğini düşünüyor ve birinci silahın kurşunu bitince ikinci silahla camdan dışarı çıkarak gazinonun hemen önünde bulunan telefon kulübesinin üstünden barakanın çatısına tırmanıyor. Bu esnada polislerin açtığı ateş sonucu yere düşüyor. Gidip baktıklarında halen nabzının attığını görüyorlar ve hazırda bulunan ambulansla hastaneye gönderiyorlar. Bu sırada vatandaş eks oluyor.

Şu an kamera görüntülerinden tespit ettiğimiz ve olaya karıştığını düşündüğümüz 11 kişi var. Bunları diğerlerinden ayrı bir bölümde tutuyoruz ve bunlarla ilgili savcılıktan gelecek talimatı bekliyoruz. Bu olaya karışan kişiler arasında Arap kökenli olanlar olduğu gibi Burmalı olanlar da var.

Bu kamp ilk olarak Bulgaristan’dan gelecek vatandaşlarımızın barınması için yapılmış bir kamp. Daha sonra burada Yugoslavya’dan insanlar barındırılmış. En son olarak da Bosna Savaşı’ndan kaçan Bosnalılar buraya getirilmiş. Buranın bu amaçla kullanılmaya başlanması ise 2006 yılında olmuştur ve ben o tarihten bu yana burada görev yapıyorum. Odalar dörder kişilik ve bence emsalleri içerisinde burası en iyi durumda olan kamptır. Yemekler anlaşmalı olduğumuz dışarıdan bir firmadan geliyor. Buradakiler personelle aynı yemeği yiyor. Sürekli telefonla görüşme imkânları var. Ayrıca polisler eşliğinde çarşıya gidip ihtiyaçlarını rahatlıkla karşılayabiliyorlar. Şu gördüğünüz yerde kendileri çiçek bahçesi dahi yaptılar. Şu an olaylar nedeniyle çevik kuvvetten takviye polisler görev yapıyor.

Burada kalanların asıl hedefi Avrupa Birliği üyesi olan Bulgaristan’ı bir şekilde geçerek Avrupa’nın diğer ülkelerine gidebilmek. Burada kalan insanlar ne mülteci ne de sığınmacı statüsünde olan insanlardır. Zaten Türkiye’de mülteci yok. Çünkü Türkiye doğu ülkeleri vatandaşlarının iltica talebini siyasi gerekçelerle kabul etmiyor. Batılı ülkelerden de mülteci zaten yok. Türkiye’ye sığınma talebi olanların taleplerini biz alarak ilgili yerlere gönderiyoruz. Talebi kabul edilenler derhal buradan gönderiliyorlar.

Şu an burada bulunan insanların özellikle kıyafet sorunları var. Bana bu tip malzeme geldiğinde bir yere koyup ihtiyaca göre insanlara dağıtıyorum. Burada memur sayısı az olduğu için güvenlik nedeniyle her faaliyeti yapma imkânı bulamıyoruz. Kampın suyu dahi özel ve bir kuyudan çıkıyor. Bu suyun her ay düzenli olarak kontrolleri yapılıyor. Geçenlerde BM’den temsilciler geldiler. Burayı gezdirdik ve çok memnun kaldılar. Hatta bizim ile ilgili İçişleri Bakanlığı’na teşekkür yazısı yazmışlar. Onlar geldiğinde bize 10.000 Euro gibi maddi bir kaynağa ihtiyacımız olduğunu söyledik. Çünkü burada doğum yapan oluyor. Çeşitli ihtiyaçları olanlar oluyor. Bu gibi ihtiyaçları karşılamak için bu kaynak bize verilirse çok daha iyi şeyler yapacağımızı söyledik. Onlar da çok olumlu yaklaştılar.

Edirne yabancılar şubesine bağlı bir kamp, burası direkt merkeze bağlı. O yüzden mukayese edilemez. Edirne’deki sirkülasyon buranın kat be kat üzerindedir. Burası 200 kişiye yemek veriyor. 4 personelimiz var. Personel sıkıntısı çekiyoruz.

Mülteci statüsünde olan gönderilmiyor ama ekonomik göçle gelenler mülteci statüsünde olmadığından iadeleri söz konusudur.


Ahmet bin Ali-Cezayirli Sığınmacı:

Cezayirli Sığınmacı Ahmet bin Ali şu ifadelerde bulundu:

20 aydır kampta kalıyorum, 3–4 senedir Türkiye’deyim. 56 yaşındayım. İstanbul Beyazıt’ta ticaret yaptım. Havaalanında pasaport kontrolünde yakalandım. Kendi ülkemde ticaretle uğraşıyordum. Ekonomik ve ailevi problemler yüzünden Türkiye’ye geldim. Devlet ile bir sorunum yoktu. Ülkeme dönmek istemiyorum. İkamet verilirse burada kalmak istiyorum. Bu kampa geldiğimde ikamet istediğimi söyledim. Yöneticiler 2 ay sonra hallederiz dediler. Hala talebime cevap alamadım. Ama resmi olarak hiç başvuruda bulunmadım. Ülkemde ailem var. Bırakırlarsa kampta kalırım.

(“Resmi başvuruda bulunmanız gerekiyor” diyen Mazlumder yetkilisine cevaben) Resmi olarak nasıl başvuracağımı bilmiyorum.

(“Biz Mazlumder olarak başvurunuza yardımcı oluruz” diyen Mazlumder yetkilisine cevaben)

Hastayım. Edirne’deki hastanede şeker tedavisi görüyorum, gözüm görmüyor. Kampta yemek, kahvaltı var. Sabahları çorba, çay, poğaça, ara sıra da zeytin, peynir getiriyorlar. Ekmek, yemek zamanı veriliyor. Olaylar sırasında başka yerde tutuluyordum. Olanları görmedim. İçme suyu var ama böbrek hastası olduğum için kantinden alıyorum. İbadet özgürlüğümüz var. Su, şampuan, sabun var. Mülteciler arasında ilişkiler iyi, herkes birbirine selam veriyor.


Cezayirli Bir Sığınmacı:

Türkiye’ye ilk defa Yunanistan’a gitmek için geldim. 20 yaşındayım Karayoluyla giderken yakalandım. Ülkemde işsizdim, yoksuldum, onun için ayrıldım. 2 ay Edirne kampında kaldım. 20 gündür de burada kalıyorum. Polis dövmüştü orada. Oradaki kampın tutumu iyi değildi. Buradaki kamp daha iyi. Buradaki olaylara şahit olmadım. Şahsı tanıyordum. Maç seyrederken olay çıkmış. Şu an burada niçin beklediğimi bilmiyorum. Cezayir’den çıktığıma pişman değilim ama şu an bir belirsizlik içindeyim. Bazen çarşıya çıkıyor arkadaşlar ama ben çıkmak istemedim. Kampın içindeki kantin dışarıdan daha ucuz. Avrupa’ya iltica etmek ya da İstanbul’da yaşamak istiyorum. Resmi başvuru yapmadım. Bu konuda muhatap bulamadım. İstanbul’dan bir arkadaşım Türkiye’de olduğumu aileme haber vermiş. Mahkemeye ne zaman çıkacağımı ve ne olacağını bilemiyorum.


İsminin Açıklanmasını İstemeyen Bir Sığınmacı:

1 ay önce İran’dan ayrıldık. Din değiştirdiğimiz için idam edilecektik. O nedenle İran’dan kaçtık. Yunanistan’a gidiyorduk, Edirne’de yakalandık ve Edirne Bakımevi’nde 2 hafta kaldık, sonra buraya gönderildik. Erkeklerle kadınlar bakımevinde birarada ilkel şartlarda tutuluyorduk. Konuştuğumuzda dayak yiyorduk. Kardeşimle konuşuyordum, polis ona küfrettiğimizi zannetti ve bizi dövdü. Burada da güvenlik sorunumuz var. Biz burada yaşanan olaya şahit olduk. Polisin yanında oturuyorduk. Burası bir hapishanedir. Kapılarda kilit olmaması kadınların kendini güvende hissetmemesine neden oluyor. BM’ye iltica işlemlerini kolaylaştırmak için din değiştirmedik. BM temsilcileri kampın kapısına kadar geldi. Polis içeriye bırakmadı. Buradan çıkmak istiyoruz. Evli kişiler ve çocukları da kampta ayrı yerlerde tutuluyor. Bu da insanları zor durumda bırakıyor.


İsminin Açıklanmasını İstemeyen Sığınmacı:

Getirildiğimde kaldığım yer çok pisti, temizliği ben yaptım. Odamı temizledim. Ben de din değiştirdim. Beyazıt’ta bizim kilise var, Protestan Kilisesi. 5 yıldır ben oraya devam ediyordum. Burada mültecilerin kendileri arasında kavga olayları oluyor. Polis o gece dış kapıdan çıkartarak bazı erkek mültecileri dövdü. Kadınlara sarkıntılık olmuyor. Ama kendimizi güvende hissetmiyoruz. Dışarıda yürüyüşe çıktığımda tepki alıyorum. Müdür izin veriyor. Akşam Müdür gittikten sonra polisler izin vermiyor. Bize kötü davranıyorlar. Bıktım bu hayattan. 2 haftadır bir kadın arkadaşımızı hastaneye götürüyorlar, kansızlığı var. Vitamin ilacı veriyor ve geri getiriyorlar. Bizim burada elbise ihtiyacımız var. Kahvaltıda 1 tane ekmek veriyorlar. Başka bir şey yok. Burada hiç kış yaşamadım ama her tarafı açık. Kışın işimiz zor. 1 buçuk yılda 2 defa bu kampta isyan çıktı, çatışma oldu. Bunun nedeninin araştırılması lazım.



Faslı Bir Sığınmacı:

Fas’ta çalışıyordum. 31 yaşındayım, moda evi işletiyordum. Evliyim, 3 çocuğum var. Maddi sorunlarım oldu. Vergiler yüzünden her şeyimi sattım. Fas’ta durumumu anlattığım, Avrupa’ya gitmek istediğimi söylediğim kişiler, Türkiye yoluyla Avrupa’ya çok kolay gidebileceğimi söylediler. Türkiye’ye geldim. 7000 dolarım vardı. Aksaray’a geldim. Orada bana Mersin’de bir kişinin 1000 dolara İtalya’ya götürdüğünü söylediler. Mersin’e gittim, o kişiye 1000 dolar kaptırdım. Daha sonra İstanbul Aksaray’a geri geldim. Sonra bir Mısırlı “3000 Dolar’a sizi geçiririm” diyerek bizi Meriç Nehri’nde bıraktı. Yunan askerleri tarafından yakalanarak 3 gün Yunanistan’da tutulduk. Sonra bizi Türkiye’ye teslim ettiler. Edirne’de biraz tuttular. 6 aydır da Kırklareli Mülteci Kampı’ndayım. “Beni İstanbul’a gönderin ülkeme döneceğim” dedim, bırakmadılar. Çocuklarıma hiçbir şey bırakmadım orada. Burada benim çalışmama müsaade etsinler, para kazanıp ülkeme dönmek istiyorum. Hiç param kalmadı. Buradaki muamele Edirne’den çok daha iyi…


Sığınmacı Olan İranlı Evli Çift:

15 gündür buradayız. Edirne’de yakalandık. İfademizi alan polise BM ile görüşmek istediğimizi söyledik. İfadelerimizi Ankara’ya göndereceklerini ve BM yetkililerinin bizimle görüşmek için geleceklerini söylediler. 80 gündür kimse gelmeyince BM’ye telefon ettim. İfadelerimizin kendilerine ulaşmadığını söylediler.

Biz Yunanistan’a geçmeye çalışırken yakalandık. Bu kampta kesinlikle şiddet yok. Olduğunu söyleyenler buradan çıkmak ve mülteci statüsü elde etmek için söylüyorlar. Polis ve idarecilerle çok rahat konuşuyoruz. Edirne’deki kampta saatinde yatmayınca bile şiddet uyguluyorlardı. Polis her şey için para istiyordu. Bize ait pasaportları vermek için bile para aldılar.

Kampta meydana gelen olaylardan sonra şiddet uygulanmadı. Buradan bir an önce çıkmaya çalışan kişiler kampta şiddet olduğunu söylüyorlar. Yemekler fena değil ama eşimin diyabeti var. Nohut, fasulye yiyemiyor. Burada da en çok bunlar veriliyor. Bu nedenle zorluk yaşıyoruz.

Burada şu an 11 erkek, 5 kadın olmak üzere 16 İranlıyız. İçme suyunu para ile alıyoruz. Eşim diyabetli olduğu için yemek konusunda da sorun yaşıyoruz ancak ilaç sorunu yok. İlaç temin ediliyor. Erkek kıyafetinden çok bayan kıyafetine ihtiyacımız var.


İranlı Kadın Sığınmacı:

30 yaşındayım 1 ay önce İran’dan geldik. Hıristiyan olduğumuz için ölüm tehlikesi yaşıyorduk. 4 yıldır Türkiye’deyim. Müslüman’ım. İkamet vizesi almıştım. Polise imza veriyordum. BM’ye başvurmuştum. Kanada tarafından başvurum kabul edilmişti.

Buna rağmen Türkiye beni sınır dışı etmeye çalıştı. BM benim adıma Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurdu. Sınır dışı edilmek üzere götürüldüğüm sırada beni geri getirip bu kampa yerleştirdiler. Beni getirdiklerinde kampta hiç kadın mülteci yoktu. Bu arkadaşlar yeni geldiler. 3 ay 170 erkek mültecinin arasında kampta tek kaldım. Beni ayrı bir binaya yerleştirdiler. Tek başıma kalıyordum, çok zor günler geçirdim. Psikolojik tedavi gördüm.

Ayın 6’sında Kanada Konsolosluğunda randevum vardı. Bırakmadılar. 27’sinde yine bırakmadılar. Beni ülkeme iade ederek ölüme mi götürmeye çalışıyorlar? Kampın durumu ile ilgili ancak buradan ayrıldıktan sonra konuşabilirim, başıma iş gelir.


Olayda Yaralanan Polis Memuru

Bizler kamptaki görevli memurlar olarak burada kalan sığınmacıların gerek yemek dağıtımında, gerek kampın içinde dolaşmalarında, gerek sayımlarında kaldıkları yerlere giriyorduk. Bu zamana kadar hiçbir sıkıntı yaşamamıştık. Hastalanıyorlar yardımcı oluyoruz, para ve alışveriş ihtiyaçlarında yanlarında refakat ederek yardımcı olmaya çalışıyoruz. Burada telefon kulübelerini gördünüz ve ellerinde cep telefonlarını da gördünüz. Dünyanın her yeri ile rahat konuşabiliyorlar, hiçbir kısıtlama getirmedik.

Olayın olduğu gün Türkiye’nin milli maçı vardı. Akşam maçı izlerken bağrışmalar oldu, maçta gol olunca etraf karıştı. Biz de içeri girdiğimizde 25–30 kişi üzerimize atladılar. Boğuşma esnasında silahlarımızı aldılar ancak üzerimizde bulunan biber gazını yüzlerine sıkarak kendimizi dışarı atabildik ve kapıları kilitledik hemen. Bu esnada ellerini yüzlerini yıkayarak tekbir sesleri getiriyorlardı. Uzun süre tekbirler getiren 25–30 kişi bu sefer etrafı yakmaya başladılar. Benim silahımda 9, arkadaşımın silahında 14 mermi vardı.

İçeriden silah sesleri gelmeye başladı ve sağa sola ateş ediyorlardı. Sonra dışarı çıkmak için kapıya ateş ettiler. Çıktıklarında silahın birisinde mermi bitti. Sonra diğer silah ile bizim bulunduğumuz binaya ateş etmeye başladı. Hatta binada da mermi izi var. Sonra telefon kulübesinden yukarı binanın çatısına çıkarken arkadaşlarımın kendi can güvenliklerini korumak için açtığı ateş sonucu yere yığıldı.

Bu olayı çıkarmalarının sebebi burada uzun süre kalmalarından dolayı olması gerek. Çünkü burada kalmak istemiyordu.

Basında çeşitli şekilde yer alan haberleri görünce gerçekten üzüldük.
Bazı medya ve kuruluşlar bizleri suçlayarak buradaki olaylardan prim elde etmeye çalışıyorlar. Bize inanmayanlar gelsinler görsünler buradaki durumu, olayın hemen sonrasında BM’den bir heyet ve sizler geldiniz gördünüz buradaki durumu. Kampın içerisine girdiniz ve burada kalanlar ile görüştünüz, hiçbir engel ile karşılaşmadınız. Bu olayları araştırmadan bir şeyler yazıp çiziyorlar, bizler de üzülüyoruz.

Sizlerden Sivil Toplum ve Yardım kuruluşlarından buralara gelip kampta kalanlar ile görüşmelerini ve onlara destek olmalarını istiyoruz. Bu isteğimiz sadece burası için değil Türkiye’deki bütün barındırma yerleri için geçerlidir.

Ben özellikle size teşekkür ediyorum buraya kadar gelip olayları incelediniz ve hakkaniyet çerçevesinde değerlendiriyorsunuz.


7. DEĞERLENDİRME
Bu konunun değerlendirilmesinde öncelikle üzerinde durulması gereken husus bu durumda olan insanların dil, din, ırk, cinsiyet farkı gözetilmeden insan oldukları gerçeğinden hareketle, asgari haklara sahip olduğunun kabulü ve bu çerçevede muamele edilmesinin gerekliliğidir.

Yaptığımız ziyaretler ve görüşmelerimiz neticesinde edindiğimiz izlenimlere göre; burasının başlangıçta farklı bir amaç ile inşa edilmiş olması nedeniyle genel olarak iyi bir fiziki yapıya sahip olduğu görülmüştür. Ancak kampın yapılışının üzerinden zaman geçmiş olması nedeniyle modern standartlar dâhilinde yeniden dizaynına ihtiyaç olduğu tespit edilmiştir.

Gözlemlerimiz çerçevesinde değinilmesi gereken ikinci bir husus ise burada kalan insanların hukuki problemlerinin çözümü için gerekli hukuki desteğe sahip olmadıklarıdır. Kamp müdürünün de aktardığı gibi bu insanlar hukuki taleplerini burada görevli polis memurları vasıtasıyla ilgili mercilere iletmek mecburiyetinde kalmaktadırlar. İnsanlar bu aşamadan sonra ne gibi bir hukuki prosedüre tabi tutulacaklarını bilmedikleri gibi dertlerini izah etme noktasında da ciddi problemler yaşamaktadırlar. Dışarısı ile temaslarının dahi izne tabi olduğu gerçeği karşısında kamp görevlilerinin dışında sivil toplum kuruluşları ya da benzeri örgütlerden hukuki yardım almalarının ne kadar gerekli olduğu daha iyi anlaşılacaktır.

Yine kamp görevlileri ile yapılan görüşmelerde kamp sakinlerinin yararlanabileceği yeterli sosyal tesisin varlığına rağmen güvenlik personelinin yetersizliği nedeniyle güvenliğin sağlanamayacağı düşüncesinden hareketle kamp sakinlerinin bu sosyal tesis ve imkânlardan yeteri oranda yararlandırılamadıklarından yakınıldığı görülmüştür. Ancak uzun süre belirsiz bir şekilde dar bir alan içerisinde kalan bu insanların temel ihtiyacı olan bu imkânlardan yararlandırılamıyor olması bu insanları hapishane koşullarında ve cezai bir müeyyide ile karşı karşıya oldukları düşüncesine sevk etmekte, bu husus insanları kamptan kaçma çareleri aramaya itmektedir. Nitekim anlatıldığı kadarıyla mezkûr olayın da bunun bir tezahürü olduğu kanaatine varılmıştır.

Bu nitelikte bir kampta birçok milliyet, dil ve kültürden insanın barınabileceği gerçeği düşünüldüğünde böyle bir kampta görev alan personelin belli niteliklere sahip olması gerekmektedir. Bu noktadan hareketle kampta göze çarpan en büyük eksikliklerden biri de kamp görevlilerinin görevli hemşire dışındakilerinin tamamının polis olmasıdır. İnsanların psikolojik, sosyal ihtiyaçları çerçevesinde, konularında uzman nitelikli personel istihdamının olmayışı büyük bir eksiklik olarak değerlendirilebilir.

Burada bulunan insanların çoğunun içinde bulundukları şartlar nedeniyle temel ihtiyaçlarını dahi karşılayabilecek maddi olanaklardan yoksun oldukları görülmüştür. İçinde bulundukları hukuki durum nedeniyle kendilerinin bunu aşma imkânları yoktur. Birçok insanın ikinci bir kıyafetinin dahi olmadığı, parasızlık nedeniyle aileleri ve yakınları ile iletişim kuramadıkları tarafımıza çarpıcı bir şekilde aktarılmıştır.

Aile kurumunun gereği olarak hangi şartlarda olursa olsun aile fertlerinin bir arada bulunması bir hak olmanın ötesinde bu kurumun doğası gereği olmazsa olmaz bir zorunluluktur. Kampta tedbir amaçlı olarak ailelerin ayrı bölümlerde tutulduğu görülmüştür. Bu durum aile fertlerinin dayanışmasına ve temel ihtiyaçlarının giderilmesine engel teşkil etmektedir. Yine, hiç kimse temel eğitim hakkından yoksun bırakılamaz. Kampta tamamen kendi tercihleri dışında ve neden burada olduklarını dahi bilmeyen eğitim yaşındaki çocukların eğitim ihtiyaçlarını giderilmesine yönelik tedbirlerin alınmadığı tespit edilmiştir.

Her bireyin, hukuki durumu gözetilmeksizin sağlıklı ve sağlık durumuna uygun beslenmesi şüphesiz en temel haktır. Gerek kamp sakinlerinin şikâyetleri, gerek gözlemlerimiz neticesinde şahit olunan durum, yemeklerin özensiz ve perhizli hastaların durumlarının gözetilmeden hazırlandığı olmuştur.



8. ÖNERİLER ve SONUÇ
a. Öneriler:
· Kamp modern standartlar dâhilinde yeniden dizayn edilerek, ihtiyaçlara cevap verecek, insan yaşamına uygun hale getirilmelidir.
· Devletin öncülüğünde barolar ve sivil toplum kuruluşlarının katkılarıyla burada bulunan insanların hukuki problemlerin çözümü için danışmanlık hizmeti verebilecek birimler oluşturulmalı, adli yardım hizmetlerine ulaşma imkânları sağlanmalıdır.
· Özellikle dil bilen ve buranın gereklerine uygun yeterli uzman personel istihdamı sağlanmalıdır.
· ­Temel eğitim alma yaşındaki çocukların eğitim ihtiyaçlarının karşılanması için gerekli koşullar oluşturulmalıdır.
· Devlet bu insanların temel ihtiyaçlarını karşılamak için bir fon oluşturmalı, bu konuda gönüllü olan sivil toplum kuruluşları ile irtibata geçerek bu ihtiyaçların onlar tarafından karşılanması konusundaki engelleri ortadan kaldırmalıdır.
· Kampta kalan ailelerin yaşamalarının temini için gerekirse kamp içerisinde birarada kalabileceği ayrı bir alan oluşturulmalıdır.
· Yemekler sağlıklı beslenme koşullarına uygun hale getirilmeli, menüler, hasta, yaşlı ve çocukların durumları gözetilerek hazırlanmalıdır.
· Maddi imkânsızlık veya idari gerekler neticesinde aileleri ve yakınlarıyla iletişim kuramayan kamp sakinlerinin aileleri ve yakınları ile iletişim kurmalarına olanak sağlanmalıdır.
· Kamplarda muhakkak sosyal hizmet uzmanı görevlilerin olması gerekir.
· Tutulanlara, sığınmacılık ve mültecilik koşulları hakkında kendi dillerinde bilgil verilmelidir.
· Sığınmacıların başvurusunun alınması ve BMMYK’ya ulaştırılması sağlanmalıdır.
· Sığınmacı durumunda olan kişilerin tüm başvuru ve itirazları neticelenmeden asla sınır dışı edilmemelidir (Aksi halde kişilerin yaşamı tehlikeye girer, hukuki açıdan non-refoulement prensibi çiğnenmiş olur.)
· BMMYK, Devlet, STK işbirliği içinde sorunların çözümü sağlanabilir.
· Yapılan görüşmeler neticesinde sığınmacıların Türkiye’deki diğer kamplardan özellikle Edirne’deki kamptan burasının biraz daha iyi olduğunu beyan ettiler.


b. Sonuç
MAZLUMDER İstanbul Şubesi tarafından görevlendirilen heyetimiz, “Kırklareli Gaziosmanpaşa Yabancı Kabul Ve Barındırma Merkezinde Yaşanan Olaylar Ve Kampın Genel Değerlendirme Raporu” nu hazırlarken, kampın şartlarını ve sığınmacıların genel problemlerini araştırmak üzere çalışmalara başladı. Bu çerçevede olayla ilgili olan her kişi ve kurumla görüşmeye çalışıldı. Bunun dışında araştırmalarımıza katkıda bulunması amacıyla basında yer alan haberleri de objektif olarak incelendi.

Yaptığımız gözlemler neticesinde burada kalan sığınmacıların hukuki taleplerini ilgili mercilere iletme konusunda sıkıntı çektiklerini, başvurularının akıbetini takip edemediklerini değerlendirmemizle birlikte raporumuza yansıttık. Ayrıca kampın yaşam şartlarının iyileştirilmesi gerektiğini de belirtmek istiyoruz.

Tespit edilen ihlaller ve kamp hakkındaki araştırmalarımızın sonucunda belirlediğimiz eksikliklerin bir an önce giderilmesi ve yetkili mercileri harekete geçirmek amacı ile yaptığımız bu çalışma ile MAZLUMDER olarak bütün yetkilileri göreve çağırıyor ve bu konunun takipçi olacağımızı ilan ediyoruz.



Kamp sakinlerinin hukuki durumları belirsizlik gösterdiğinden; yabancı, mülteci, sığınmacı, göçmen gibi tanımlamalar yerine, çoğunluğu oluşturduğu düşüncesiyle genel olarak hepsinden bahsedilen yerlerde “sığınmacı” ifadesi kullanılmıştır.

http://www.unhcr.org.tr/MEP/index.aspx?pageId=201#02 21/06/08

Yönetmelik ifadesi; “Türkiye’ye İltica Eden veya Başka Bir ülkeye İltica Etmek Üzere Türkiye’den İkamet İzni Talep Eden Münferit Yabancılar ile Topluca Sığınma Amacıyla Sınırlarımıza Gelen Yabancılara veya Olabilecek Nüfus Hareketlerine Uygulanacak Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik” için kullanılacaktır

Öztekin Gelgel, günseli, Yabancılar Hukuku s.19. 11.Bası Beta, Ocak 2004, İstanbul

19.09.2006 Tarih Ve 5543 Sayılı “İskan Kanunu” m.3/d

Öztekin Gelgel, günseli, Yabancılar Hukuku s.22. 11Bası Beta, Ocak 2004, İstanbul

Sığınmacılardan bazıları, güvenlik endişesi ile isimlerinin açıklanmasını istememişlerdir. Yapılan tüm görüşmeler, derneğimiz gönüllüsü tercümanlar aracılığı ile yapılmış olup, ses kayıtları mevcuttur.

Burada anlatılan sağlık hizmetleri ve sıcak su sığınmacılar tarafından da doğrulanmıştır.

Kampa gidilmesine rağmen kendisinin izinli olmasından dolayı görüşülememiştir. Ancak 22.05.2008 tarihinde yapılan telefon görüşmesinin notlarıdır.



Raporlar.jpg
Raporlar

Konuya Göre: Türkiye · Suriye · Yunanistan · Avrupa · Ortadoğu · Afrika · Asya · LGBTT · İklim Mültecileri
Yıllara Göre: 1999 · 2000 · 2001 · 2002 · 2003 · 2004· 2005 · 2006 · 2007 · 2008 · 2009 · 2010 · 2011 · 2012 · 2013 · 2014 · 2015 · 2016 · 2017 · 2018 · 2019