AB Komisyonu 2012 Türkiye İlerleme Raporu

madde14 sitesinden
Şuraya atla: kullan, ara

Avrupa Komisyonu tarafından Avrupa Parlamentosu'na ve Konsey'e sunulan "Türkiye 2012 Yılı İlerleme Raporu"nda göç ve iltica alanını içine alan Adalet, Özgürlük ve Güvenlik başlıklı 24. fasılın iltica ve göç ile ilgili bölümlerinin Türkçe tercümesini aşağıda bulabilirsiniz.

Raporun Türkçe tam metnine ulaşmak için tıklayınız.





4.24. Fasıl 24: Adalet, Özgürlük ve Güvenlik


Göç alanında sınırlı ilerleme kaydedilmiştir. Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Tasarısı Mayıs 2012’de TBMM’ye sunulmuştur, ancak söz konusu kanun henüz kabul edilmemiştir. Bu kanunun kabul edilmesi, Türkiye’nin yabancılarla olan ilişkilerini yöneten ve göçmen ile mültecilerin haklarını AB standartlarına ve uluslararası standartlara uygun olarak güvence altına alan tek ve tutarlı bir yasal çerçeve oluşturulması bakımından kilit niteliktedir.


2011 yılında, 217.206 kişiye, çalışma ve eğitim de dahil olmak üzere çeşitli gerekçelerle Türkiye’de oturma izni verilmiştir. Türkiye, düzensiz göç için çok önemli bir geçiş ülkesi ve hedef ülke olma konumunu sürdürmektedir. Türkiye’de yakalanan düzensiz göçmen sayısı 2011’de 44.415’e ulaşarak, 2010 yılı rakamlarına göre % 26’lık bir artış göstermiştir. 1 Ocak ve 1 Temmuz 2012 tarihleri arasında yakalanan düzensiz göçmen sayısı 14.559’a ulaşmıştır.


Türk makamları tarafından sınır dışı edilen düzensiz göçmenlerin sayısı 2011 yılında 26.889 ve 1 Ocak - 1 Temmuz 2012 tarihleri arasında 4.739 olarak gerçekleşmiştir. Ayrıca, AB’ye üye ülkelerin kolluk kuvvetleri tarafından, doğrudan Türkiye’den veya Türkiye üzerinden geçiş yaparak yasadışı yollarla AB’ye girerken veya girmeye çalışırken tespit edilen üçüncü ülke vatandaşlarının sayısı 2011 yılında 55.630’a ulaşmıştır. Bu da, 2010 rakamlarına kıyasla % 2 gibi bir artışa tekabül etmiştir. Türkiye sınırları 2012’nin ilk yarısında da geçirgen olmaya devam etmiştir. 1 Ocak ve 15 Temmuz 2012 tarihleri arasında kalan dönemde, Türkiye’ye gelen veya Türkiye üzerinden geçiş yapan ve AB’ye üye ülkeler tarafından
yakalanan düzensiz göçmen sayısı 25.944’tür. 


Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanununun kabul edilmesi beklendiğinden, düzensiz göçmenlerin durumlarını iyileştirmeye yönelik kayda değer hiçbir idari tedbir alınmamıştır. Düzensiz göçmenlerin barındırılmasına yönelik genel kapasite 2011 yılında 2176’ya düşmüştür. Geri gönderme merkezlerindeki asgari yaşam standartları ve bu merkezlerin
denetimi, hala düzenlenmemiştir. İnsan kaynaklarının ve mali kaynakların yetersizliği, geri gönderme merkezlerindeki fiziki koşulların iyileştirilmesinde engel teşkil etmiştir. Van ve Bitlis’te, her biri 400 ila 600 kişi kapasiteli olan yeni geri gönderme merkezlerinin inşası, Van depremi nedeniyle tamamlanamamıştır. Düzensiz göçmenlere psiko-sosyal hizmet sağlanmasına ilişkin olarak yapılandırılmış bir yaklaşım henüz mevcut değildir.


Göçmenlerin adli yardıma erişimleri hala sınırlıdır. Barolarda bu desteğin bağımsız bir biçimde sağlanması için gerekli kurumsal kapasite bulunmamaktadır. Sınırlı sayıdaki göçmenin gönüllü geri dönüşü, iki taraflı olarak finanse edilen projelerle ve Uluslararası Göç Örgütünün (IOM) yardımıyla sağlanmaktadır. Göç yönetimi konusunda çalışan personelin
eğitimine, ulusal kaynaklar kullanılarak ve AB’nin veya diğer ortakların desteği ile devam edilmiştir.


Türkiye-AB geri kabul anlaşması 21 Haziran 2012 tarihinde paraflanmış olmakla birlikte henüz imzalanmamıştır. Bu anlaşmanın hızlı bir şekilde akdedilmesi ve etkili bir şekilde uygulanması büyük önem taşımaktadır. Aynı zamanda, mevcut iki taraflı geri kabul anlaşmalarının gerektiği şekilde uygulanması hususu öncelik taşımaktadır. Türkiye ve
Yunanistan arasında mevcut ikili geri kabul protokolü, hala çok sınırlı bir biçimde uygulanmaktadır. Şubat ayında, Türkiye ve Bosna-Hersek arasında bir geri kabul anlaşması imzalanmıştır.


Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanununun kabul edilmesi beklendiğinden iltica alanında sınırlı ilerleme kaydedilmiştir. Türkiye, Mültecilerin Hukuki Statüsüne ilişkin Cenevre Sözleşmesini, Sözleşme’nin getirdiği haklardan sadece Avrupa ülkelerinden gelen sığınmacıların yararlanmasıyla sınırlandıran çekince temelinde uygulamaya devam etmektedir. AB bütçesinden finanse edilen, sığınmacılar ve mültecilere yönelik yedi kabul merkezinin inşası devam ederken sığınma başvurularındaki yüksek artışın, kabul kapasitesi bakımından kritik düzeyde olduğu ortaya çıkmıştır. Buna ilaveten, Türkiye’nin doğusunda Ekim 2011 tarihinde yaşanan depremin bir sonucu olarak, Türkiye’nin ulusal iltica sistemindeki en önemli “uydu şehirlerden” biri olan Van’da yaşayan mültecilerin çoğu barınma yerleri yıkıldığından şehir dışına çıkmak zorunda kalmışlar ve yerel halka sağlanan yardımdan çok az faydalanabilmişlerdir.


Türk makamları, Suriye’de krizin baş göstermesinden bu yana, Suriye vatandaşlarının Türkiye’ye süreklilik arzeden akını ile mücadelede yüksek seviyede yetkinlik ve operasyonel kapasite sergilemişlerdir. 2011 yılı Ekim ayı sonunda kampta kalanların tümüne tanınan açık uçlu Geçici Koruma statüsü ile fiili koruma durumu teyit edilmiştir. Bu statü, sınırların açık
tutulmasını, insani yardım sağlanmasını ve Suriye vatandaşlarının ülkelerine zorla geri gönderilmelerinden kaçınılmasını içermektedir.


Resmi tahminlere göre, Türkiye’de bulunan Suriye vatandaşlarının yaklaşık sayısı 100.000’dir. Suriyeli vatandaşların pek çoğu, güneyde bulunan dört ilde kurulmuş olan kamplarda ve konteyner kentlerde kalmaktadır. Kamplardaki genel yaşam koşulları, BM Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) ve Avrupa Komisyonu İnsani Yardım ve Sivil Koruma Biriminin (ECHO) de dahil olduğu birçok uluslararası gözlemciler tarafından övgüyle karşılanmıştır. BMMYK, Türk makamlarına kampların bulunduğu yerlerde yardımcı olmuş, kamplardaki işleyişi izlemiş, gözlemlemiş ve Hatay kayıt merkezinde, kayıt
işlemlerine yönelik danışmanlık desteği vermiştir. Kamplardaki durumu izleme ve raporlama yapma imkanı sunulan gözlemcilerin sayısı giderek artmaktadır. Ancak, şeffaflığın tam olarak sağlanması ve sivil toplum örgütleri de dahil ilgili diğer aktörlerin kamp tesislerine girmelerine izin verilmesi için daha fazla çaba sarf edilmesi gerekmektedir.


Vize politikası konusunda sınırlı ilerleme kaydedilmiştir. İçişleri Bakanlığı, Türkiye’deki kısa süreli kalışlar için yeni düzenlemeler getirmiştir. Ancak, Türkiye, dış sınırlardan geçişte vizesi olması gereken ve vatandaşları vizeden muaf tutulan ülkeleri sıralayan AB listelerine uyum sağlamamıştır. 2009’un başında başlatılan vize muafiyetlerinin ardından sınır kontrollerinin daha da güçlendirilmesi için hiçbir ilave tedbir alınmamıştır. Ayrıca Türkiye, vize politikasına ilişkin olarak üye ülkeler arasında ayrım yapmaya devam etmektedir: AB’ye üye 11 ülkenin vatandaşları, hala Türkiye’ye girmeden önce vize almak zorundayken, 16 üye ülkenin vatandaşları ise bu yükümlülükten muaftır. Konsolosluk personeline yönelik olarak, özellikle belge güvenliği konusunda eğitim düzenlenmesine açıkça ihtiyaç vardır.


Dış Sınırlar ve Schengen konusunda sınırlı ilerleme kaydedilmiştir. Sınır yönetimine ilişkin görevlerin ve koordinasyonun, uzman ve profesyonel bir sınır muhafaza teşkilatına devredilmesine ilişkin mevzuat, henüz Meclisin onayına sunulmamıştır. Entegre Sınır Yönetimi (ESY) taslak yol haritası henüz onaylanmamıştır. Kanunun ve ESY yol haritasının
kabul edilmesinde yaşanan gecikmeler, kurumsal gelişme ve entegre sınır yönetiminin uygulanması önündeki en büyük kurumsal engeldir.


Kurum içi ve kurumlar arası işbirliği ve koordinasyon, etkin bir sınır yönetimi sağlanması açısından büyük ölçüde geliştirilmelidir. Vali yardımcılarının görevlerini genişleterek, sınır birimlerinde idare amiri olarak görev yapmalarını öngören mevzuat değişikliği, Meclis’te henüz kabul edilmemiştir.


Mayıs 2012 tarihinde TC Dışişleri Bakanlığı ve Frontex arasında bir Mutabakat Zaptı imzalanmıştır. Bu Mutabakat Zaptı, eğitim faaliyetlerine ve ortak tatbikatlara katılım, Frontex uzmanlarının Türkiye’de görevlendirilmesi ve daha düzenli bir bilgi alışverişi ve risk analizinin yapılabilmesi de dahil Türkiye ve Frontex arasında güçlendirilmiş operasyonel işbirliği için çerçeve oluşturulmasını mümkün kılmaktadır. Genel olarak, sınır yönetiminden sorumlu ilgili makamlar arasında yapılan ortak analizler de dahil risk analizinin yapılmaması, yetersiz bir sınır yönetimine ve kaynakların etkin kullanılmamasına yol açmıştır.


Sınırlardan sorumlu tüm birimlere, dil eğitimi de dahil olmak üzere yapılandırılmış eğitim verilmesine ihtiyaç vardır. Sınırda görevli personelin rotasyonu, uzmanlığın sürdürülebilmesi açısından dikkatle gözden geçirilmelidir. Kara mayınlarının, modern ve insana dayalı sınır gözetleme araçları ile temizlenmesi öncelikli bir husustur. Kara sınırı geçiş noktalarının
(BCP) operasyonel işlevselliği için yapılan mimari tasarımların yarattığı sorunların ele alınması gerekmektedir. Hem tasarım aşamasında hem de modernize edilmiş sınır kapılarının kullanımı sırasında, sınırlardan yerel ve merkezi düzeyde sorumlu birimlere düzenli olarak danışılması gerekmektedir. Bu durum, havaalanları transit bölgelerinde düzensiz göçün
kontrol altına alınması için proaktif sınır kontrolü usul ve düzenlemelerinin yapılmasını mümkün kılmaktadır.


Kara sınırı geçiş noktalarında özel gümrük alanlarının bulunması, yerel düzeyde bir entegre sınır yönetimi sisteminin kurulması açısından büyük bir zorluk yaratmaktadır. Sınır yönetimi açısından komşu ülkeler, kaynak ülkeler ve hedef ülkeler ile olan işbirliğinin geliştirilmesi gereklidir. Sınırlardan sorumlu makamlar ve Türk Hava Yolları arasındaki güçlendirilmiş işbirliği, özellikle, iniş ve biniş öncesinde taramalar ve analizler yapılmasını temin edecek ortak bir eğitim ve daha etkin bilgi paylaşımıyla geliştirilmelidir.



Raporlar.jpg
Raporlar

Konuya Göre: Türkiye · Avrupa · Ortadoğu · Afrika · Asya · Yunanistan · LGBTT · İklim Mültecileri
Yıllara Göre: 1999 · 2000 · 2001 · 2002 · 2003 · 2004· 2005 · 2006 · 2007 · 2008 · 2009 · 2010 · 2011 · 2012 · 2013 · 2014 · 2015 · 2016 · 2017 · 2018